Absürt Hisler Konağı III

Kağıttaki yazıyı okumamla yaşlı teyzeye olan hüsn-ü zannımın yanında bu sefer ümitlerim de paramparça olmuştu. Üzerime bir daha güneş doğmayacak sonsuza kadar burada kalacakmışım gibi hissediyordum. Nasıl öyle hissetmeyeyim ki sürekli bana söyleneni yapmış, istemeden de olsa son isteneni yapmamıştım ve artık yapamayacaktım. Düz bir çizgi eğilirse sonradan güzel olamazdı baştan öyle olmalııydı. Ben de uymayacaksam söylenenlere baştan uymamalıydım. O kağıdı yırtmalıydım mesela, çıkmak için başka bir yol aramalıydım

Kara düşünceler yorgan olmuş etrafımı sarıyordu. Elimde kağıt gözlerim üzerinde pişiyordu. Ancak uzun bir aralıktan sonra birinin bana seslendiğini farkedebildim: “yavrum … yavrum”. Kafamı kaldırıp bakabilme cesaretini topladım. Teyze bana gülümsüyordu, elindeki su bardağı da.

Bardağı teyzenin elinden hemen kaptım. Kendisini azad eden efendisine karşı aşırı bir minnet içinde bulunan köleler gibiydim. Teyzenin eli şeker olmuştu öpüp duruyordum onu. Kendime gelince teyzenin elinden kaptığım suyu ab-ı hayat telakki edip öyle bir şevkle hızla içtim.

Gözlerimi açtığımda etrafta kimseler yoktu. Bir bardaktan su mu içmiştim ne en son hatırladığım oydu. Su ilaçlı olmalıydı. Bu kadar heyecanın içinde kim böyle bir şey olacağını beklerdi ki. Hazine aramaya giderken başına saksı düşen adam ne kadar bunu bekliyorsa ben de ilaçlı bir suyu o kadar bekliyordum. Çok da sinirlenmemiştim ama. Çünkü bu uyku ilk iki odanın üzerimdeki yıpratıcı etkisiyle birlikte onların yanında önemsiz kalan yorgunluğumu da gidermişti.

Bende alışkanlık olmaya başladığı üzere elime kağıdı alıp baktım. Bu sefer beni ne sürprizler bekliyor diye merak ederek. İşte böyle insanın başına gelen olayları karşılamaları evrelidir. İlk iki evre olan şaşkınlık ve sinirlilik geçmişti. Macera evresine gelmiştim.

Ey yolcu uykunu aldığına göre son odaya hazırsın demektir. Ancak seni uyarıyorum bu son odanın ilk iki odaya göre geçmesi daha zordur. Niceleri bu odada çıldırmış herşeyi boşuna bir hale getirmişlerdir.

Bu odayı bu kadar zor yapan diğer odalardan çıkmak isterken bu odada kalmak istemen olacaktır. Ancak o odadan çıkarsan başarılı olabilirsin.

Kağıdı okuduğumda içimi bir merak sarmıştı. Neden bu odalardan herhangi birinde kalmak isteyebilirdim ki. Dışarıda bir hayatım vardı ve ben bunu sürdürmek konusunda son derece kararlıydım. Kendimden de iyice emin olduktan sonra biraz mecburiyetin ama ondan öte merak hissinin prangaları altında son odaya girdim

Aşk Odası

Tüm diğer odalar gibi bu da boş ve basit bir odaydı. Aralarında bir ciddi fark da vardı. Ortada bir ayna boş bir arazideki mezar taşı gibi dikilmiş orada öylece duruyordu. Bu muydu şimdi girip de çıkmak istemiyeceğim oda!

Daha iyi görüp incelemek amacıyla aynaya biraz daha yaklaştım. Son derece kaliteli görünen ahşap bir çerçeveye sahipti bu ayna. Çerçevenin üzerinde gül şeklinde işlemeler vardı. Bir de aynanın aynalığına bakmak lazımdı. Ayna gördüğünüz zaman kendinize bakarsınız aynadan. Ben de öyle yaptım. Ancak karşımdaki ben değil bana gülümseyen bir çift gözdü.

Nasıl olabilirdi bu. Hiç kimseye açıklamadığım, kendi nezdimde bile inkar ettiğim biricik sevdiğim bana bakıyordu.Yıllardır uzaktan seyrettiğim, arzuladığım kişi. İşte şu an bana bakıyor, bakışlarıyla kalbimi deliyordu. Gülüşü salıncak oluyor beni sallıyordu. Saçları halat olmuş olduğum yere beni perçinliyordu.

Yavaşça, onu kaçırmaktan korkarak aynanın karşısında bağdaş kurdum. Sevdiğim de karşımda dizüztü oturup karşılık verdi buna. Birbirimizi seyrediyorduk sadece. Elimi uzattım ona gidebildiği kadar elim yaklaşsın istiyordum. Aynanın camı izin vermemişti ona ulaşmama. Neyseki o da pamuk şekerden yapılma elleriyle benim ellerimin olduğu yere uzattı elini.

Herşey yine de çok güzeldi. Ama bülbüle gülü seyretmek kafi mi? Değil. Ben de o an aynı durumdaydım. Diken bülbül için neyse aradaki cam da benim için öyleydi. Seyreylemeye mecbur öylece oturuyordum. Başımı kıpırdatamıyordum. Bakışlarımı alamıyordum. Buraya neden gelmiştim onu da hatırlamıyordum. Sevgilimi görmek için olsa gerekti. Başka bir nedenle ise de önemi yoktu artık.

Sevgilimin nerede yaşadığını öğrenmek fikri gelişti bir süre sonra. Bu nedenle aynada görünen şekliyle etrafına bakmaya çalıştım. O an büyük bir şaşkınlığa uğramıştım. Burası benim çevremdi, hatta hemen arkada duran kişi de bendim. Bu abes durum kısa bir süre ilgimi çeksede, sevdiğime bakmaktan ve onu hayallerime doldurmaktan kısa bir süre uzaklaştırabildi beni.

Ne kadar olduğunu bilmediğim bir süre daha öylece oturup izledim onu orada. Gözlerin kıymetinin sevdiğini görmekle anlaşıldığını bildim. Artık konuşmanın zamanı geldi diye ağzımı açtım orada. Ona en güzel methiyeleri, aşk şiirlerini dizmek istiyordum. Sonuç nafileydi. Ağzımdan değil şiir harf bile çıkmıyordu. Anlaşılan üzerimdeki aşk büyüsü hala etkisini sürdürüyordu. Dilimden bile sakınıyordum onu.Dilimle söyleyemediğm methiyeleri hayalimde sunmaya başladım ona. Karşımdaki dilber de beni anlamış gibi başını sallıyor ve utangaç bir şekilde gülüyordu.

Sonunda kendimden geçtim ve ona ulaşmak arzusuyla hızla aynaya çarptım. Ayna gözlerimin önünde bir anda parçalandı. Kalbim de enkazın altında kalmıştı. Hemen yerdeki parçaları birleştirmeye çalıştım. Bir deli gibi hızla yerdeki cam parçaları elimi keserken ben onları toparlıyordum. Aklıma o an telefonumdaki bir resmi geldi gül tanesinin. Hemen açıp ona baktım.

Bir şaşkınlık darbesi daha almıştım. Bu uzun süredir baktığım kişi değildi. Bu kadar sevgiye layık değildi o. Kalbim bir aşk şelalesi olmuş akarken alttaki nehir yatağını sevmiyordu. Bu yatak onun değildi genişlemeliydi. Bu şaşkınlık ve çaresizlik içinde ayağa kalktım ve gözlerimi kapattım. Çözüm karşımdaydı. Şelalenin suyunu yanında damla kaldığı okyanusa boşalttım.

Etrafıma bakındım ve yaşlı teysenin beni izlediğini farkettim. Benim de ona baktığımı farkedince önce odadan çıktı. Sonra evin kapısını açıp evden. Evet kapı açılmıştı artık. Mapusluk dönemi sona ermişti. Seçimlerimde, yapacaklarımda hürdüm.

Tam kapıdan çıkıyordum ki son kez kağıda bakmak arzusu gelişti bende. Şüpheyle ancak ne çıkacağını o kadar da önemsemez bir halde kağıdı cebimden çıkardım ve gözlerimi kağıdın emrine amade kıldım.

Ey yolcu bu katı bitirdin. Tebrik ederim artık büyük ölçüde hislerine hakimsin. Absürt hisler konağında bir gün konaklamanın sana getirileri pek çok olacaktır.

Gitmekte hür olmana rağmen evin işlevi senin için bitmemiştir. Asıl kıymetli olan yolculuk üst kattadır. Ancak üst kata çıkmak için arkanda bırakman gerekenler vardır. Bunlar seni dünyaya bağlayan tüm maddiyatındır. Yani eşyaların, dünyan ve hatta kendi bedenin.

Eğer bu ev sayesinde yeterli düzeye geldiysen üst kata çıkman zaten kaçınılmazdır. Yalnızlık odası ruh yalnızlığını aşmayı, korku odası farklı alemlere ve bedenini bırakmaya karşı korkularını yenmeyi, aşk odası ise dünyana ve içinde yaşattığın insanlara olan sevgini yönlendirmeyi öğretmiştir sana.

Eğer odaya girmemeyi seçersen bu senin bileceğin iştir. Kendini hazır hissettiğin her an gelip girebilirsin bu durumda. Karar sana kalmış.

İşte bu şekilde gerçekleşti herşey. Başımdan geçenler aşağı yukarı böyle. Anlayabileceğiniz üzere sizlere bunları anlatabiliyorsam oradan çıkıp gitmeyi seçtiğimden. Ancak başta da dediğim gibi bu anı beynimi iyice kemirmekte.

Bu yazı sizlere bir nevi vedadır. Absürt hisler konağının ikinci katına çıkmaya giderken sizlere kendimden bıraktığım bir hatıra…


“Absürt Hisler Konağı III” üzerine 3 düşünce

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir