dunya

İslam alemi olarak son birkac asırdaki durumumuz hiç de iç açıcı değil. Sadece, ömrümüzün denk geldiği şu son çeyrek asırda, dönüp duran savaşlarda içinde müslümanların geçmediği, ölmediği yok gibi. Zulüm bazen düşmandan, bazen kendi içimizden geldi/geliyor. Bu tablo, kardeşlerini düşünen her vicdan sahibi müslümanı yaralıyor, düşündürüyor. Dağınık ve acınası halimizden çıkış için dinimiz üzerinden bir yol arıyoruz.

Ortalama 60-70 yıllık hayatlar yaşıyor; kendimize hedefler koyuyor, peşinde koşuyor ve nihayetinde mutluluğu arıyoruz. Ne yazık ki teraziye koyduğumuzda acı kefesi mutluluktan ağır basıyor. Kaygılarımız artıyor ve psikolojimizi düzeltmesi için dinimize sarılıyoruz.

Hem birey olarak hem millet olarak en büyük çıkmazımız “dünyevîleşmek” gibi geliyor bana. Dünyayı büyük bir açlık ve eziklikle istiyor, ondan darbeler yiyor; sonra dinimize dönüp acılarımızı dindirmesini, bize dünyayı vermesini istiyoruz. Dinimizden bize vadetmediģi şeyler istiyoruz. Kendi ellerimizle dini metalaştırıyor, bir müsekkin gibi kullanıyor, ‘din afyondur’ tezini haklı çıkarmaya çalışıyoruz. Ahireti öteliyor, ‘bize dünyada ver’ diyoruz.
Eğer Allah bize dört başı mamur bir hayat vaadettiyse Hz. Eyup, Isa, Yahya, Musab, Hamza neyin bedelini ödedi? Ne gördüler dünyada?
Acılarimiza, engellenmişliklerimize dönüp ‘Allahım burda vermesen de biliyorum ki ahirette nimetlerin surekli ve noksansız olanları var.’ diyebilmek.. Ümmetçe döktüğümüz gözyaşlarına bakıp ‘ölelim yeter ki zillet içinde olmayalım’ diyebilmek, sorunların kılcal damarlarına inmek değil midir?
Dünyaya karşı tavrımız “Allahım , artık versen de bir vermesen de bir” olabilse, hükmünü kaybeden dünya bizden ne götürebilir?
“Kim dünyanın peşinde koşarsa dünya ondan kaçar, kim dünyadan kaçarsa dünya onun peşinden koşar” demiyor mu Peygamber?

“dunya” üzerine 2 düşünce

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir