öneri

hepimizi yazmaya teşvik edecek bir yol geldi aklıma. her ay bir konu belirleyelim. ve bu konu etrafında makale, hikaye, şiir…edebiyat adına aklımıza her ne geliyorsa, bize ne çağrıştırıyorsa özgürce yazalım. mesela bu ayın konusu ‘yol’ olabilir.

bi de tekden siteye girdiğimizde arka fonda müzik dinleyebilsek güzek olacak. mümkün müdür?

Absürt Hisler Konağı

Genelde insanlara evrenin kanunlarına aykırı bir olay anlattığınızda alacağınız en güzel tepki güzel bir hikâye olmuş şeklindedir. Hiç kimse durup da gerçek midir bu diye düşünmez. İşte size anlatacaklarımı da en fazla bir hikâye olarak göreceksiniz. Bir saniye durup düşünmeyeceksiniz. Ama sizi temin ederim ki anlatacaklarım gerçektir ve bendenizin başından geçmiştir. İnsanların inanmayacaklarını bile bile anlatmamın nedeni ise artık bu anımı kendime saklayamayacağımdır. Aksi takdirde bunlar bir kurt olup beynimi kemireceklerdir.

Her şey geçen sene finalden yeni çıkmış bir halde olan benim başımdan geçti. Bavulumu topluyor memlekete gitmek için hazırlanıyordum. Sınav döneminin etkisi ile çin ordusunu barındırmış gibi duran evimi de toparlıyordum. Biraz sonra gelecek telefonun o günümü hayatımın en sarsıcı günü haline getireceğini gaybı yalnız Allah’ın bileceği kaidesince kimsenin bilemeyeceği gibi ben de bilmiyordum. Durun hemen heyecanlanmayın telefon sadece arkadaşımdandı. “ Biraz gezelim, sinemaya falan da gideriz” diyordu. Ben de sınav sonrasının getirdiği rehavetle hemen “Peki, hemen atlayıp geliyorum” deyiverdim.

Normalde arkadaşın yanına hep metro ile giderdim, otobüs ile gitmek adedim değildi. Ama nedense bu sefer otobüsle gitmeyi tercih ettim. Alışkanlıklarım yanında her türlü standart da dağılıyordu sanki. Ben de dahil pek çok genç yaşlı bir amcaya yer vermiyor. Otobüs gitmesi gereken hızdan kat kat hızlı gidiyordu. Yaşlı amca ayakta durmakta zorlanıyor, otobüs şoförü formula yarışçılarına taş çıkarıyordu ve biz gençler her biri diğerinin gözlerine bakarak kıllarımızı bile kıpırdatmıyorduk. Rahatlık bir hastalık gibi tüm vücudumuzu sarmış bizi yerlerimize perçinliyordu. Bunu neden anlatıyorum çünkü otobüsteki davranışımın da o gün yaşadıklarımda bir yapıtaşı olduğunu düşünüyorum.

Standartlar bozuluyor demiştim ya otobüs rotasından yol çalışması nedeni ile sapmıştı. Koskoca büyükşehir diye düşündüğüm Ankara’da köy diyebileceğimiz bir yerden geçiyordu. Araçlar hakkında bir kaide vardır(o gün bozulmayan nadir kaidelerden biri) hep aksi zamanlarda bozulurlar. İşte otobüs de bu köy diyebileceğimiz yerde bozuldu. Her zaman yaptığım gibi otobüste beklemedim bu sefer, etrafa bakmak için köy toprağına bastım.

Etrafta otobüs sakinlerininki dışında ne bir vücut ne de ses vardı. Homurtular sessizliği yırtan tek bıçaktı. Böyle sessiz anlardan nefret ettiğim için kulaklığımı taktım, “play”e bastım. Etrafa bakınmaya devam ettim. Tek katlı, minik ve çirkin evler vardı. Evlerin olduğu yerlerde insan da beklersiniz ama yoklardı. Biraz daha ilerledim. Uzaktan birkaç apartmanın el salladığını ve işte o konağı gördüm. Bu çirkin evlerin arasında muhteşem bir güzellikte parlıyordu otların içindeki çiçek gibi, taşların arasındaki yakut gibi. Uzun süre bakakalmışım konağa ki arkama baktığımda otobüs yoktu.

Otobüsü kaçırmama hiç aldırmadan hala konağa bakıyordum. Dünyayı unutmuştum sanki. Birkaç adım attım daha yakından bakayım diye. Ancak konak bana yetmez sana sırlarımı açmam için daha çok yaklaşman gerek diyordu. Ben emre amade bir köle gibi ellerimi bağlamış konağa doğru ilerliyordum. Konağın kapısının önüne geldiğimde içimdeki merak hala tükenmemişti. Mantığımın aksi yöndeki tavsiyesini de dinlemeyip kapıyı tıklattım.

Kapıyı yaşlı bir teyze açtı. Yaşlı ancak nurlu diyebileceğimiz o yüzlerden birine sahip bir teyze, bakmakla huzur bulacağınız cinsten. Böyle bir insandan asla şüphelenmezsiniz. Şüphelenirseniz zihniniz diğer insanlara karşı sürekli beslediğiniz histen dolayı sizi mahkum eder benden söylemesi. Ben de şüphelenmedim tabii hiçbir şeyden. Teyzenin ben hiçbir laf etmeden beni içeri buyur etmesinden bile.

Teyze beni içeri buyur ettikten sonra benden kapıyı kapatmamı rica etti ve yavaşça ilerlemeye başladı. Ben döndüm ve kapıyı kapattım. Kapı sanki gıcırtıya benzeyen ancak çok daha rahatsız edici bir sesle kapandı. Tekrar döndüğümde teyzeyi sağdan ilk odaya girer buldum. Ben de ayakkabımı çıkarıp ayakkabılığa koymamın ardından iki insanın birlikte geçemeyeceği büyüklükteki holden koşarak odaya girdim. İçeri girmemle ışığın kapanması ve kapının dış kapıdan daha rahatsız edici bir gıcırtı ile kapanması bir oldu.

Oda I – Yalnızlık Odası

Odaya nasıl girdiğimi unutmuştum o an. Hiçbir şey görmüyordum, duymuyordum. Duygularım ve hislerim sönmeye beni terk etmeye başlamıştı. Üstelik uykudan yeni kalkmış bir insanın sersemliği de sarmıştı tüm benliğimi. Tamamen duygusuz olmamın ardından bir his kendini göstermeye karar verdi… Yalnızlık.

Çıldırtıcı yoğunlukta bir yalnızlık hissiydi bu. Hemen kurtulmalıydım bu histen aksi takdirde beni çıldırtması kaçınılmaz gerçek gibi görünüyordu. Arkadaşlarımı düşündüm. Ama sanki benim arkadaşım değil de onlar da kendi başlarına benden uzak, birbirlerinden uzak benlikler gibi geldiler bana. Ailemi düşündüm. Onların bana her zaman en yakın insanlar olduklarını düşünerek. Ne kadar düşünürsem düşüneyim sanki gerçekte olmayan ya da varmış da kaybetmişim gibi geldiler. Yalnızlık acımı katladılar sadece.

Bir an öyle bir an geldi ki sanki yokluklar içinde bir yoklukmuşum gibi hissetmeye başladım. Hayır hissetmiyordum, tüm benliğimle biliyordum bunu. Tek bir açıklaması olabilirdi bunun ölmüştüm ve kabirde yalnızlık çekiyordum.

O an hayatımda ilk defa Allah’a sığındım. Hayır hayır daha önce de Allah’a sığındığım zamanlar olmuştu ama bu seferki başkaydı. Gözlerimden yaşlar akıyor, kalbim Allah korkusu ile doluyordu. Gerçekten Allah’a sığınmak neymiş o an öğrendim. Anladım o an yalnız değilim Allah her zaman kendine sığınan kulunun yanında.

Yalnızlığı yenmiştim. İçimde bir ferahlık duymaya başlamamla ışıkların yanması bir oldu. Her şeyi hatırlamıştım. Hemen odaya baktım, içeride hiçbir şey yoktu. Kapıya döndüğümde ise karşıdaki odaya giren yaşlı teyzeyi gördüm. Bana döndü ve gülümsedi. Ve elimi işaret etti…

Devam Edecek

Absürt Hisler Konağı II

Yaşlı teyzenin karşıdaki odaya girip gözden kaybolması üzerinden birkaç dakika geçmişti. Bense bayrak direği gibi hala yerimdeydim. Bir süre daha da kıpırdayacak enerjiyi bulabileceğimi sanmıyordum. Üstelik elime bakacak cesaret de yoktu. Elimde bir kâğıt olduğunu fark ediyordum ben sıktıkça çıkarttığı buruşma sesinden. İçeriğinin nasıl olduğunu biraz merak ediyor, biraz da göreceklerimden korkuyordum. Tıpkı çaresiz bir aşığın ilan-ı aşkına maşukunun verdiği cevap gibiydi elimdeki kâğıt. En sonunda korku ağır bastı ve kâğıdı cebime attım.

Hareketsizlik büyüsünü yenmiştim böylece. Az öncekine benzer başka bir tecrübe yaşamak istemediğimden adım gibi emin olduğumdan doğruca kapıya koştum. Kapının kolunu çevirmeye yeltendim ama nafile kapının kolu birazcık bile oynamıyor paslanmış bir kale kapısının paslanmış kulpu gibi müzelik bir şekilde duruyordu. Çaresiz olarak yapabileceğim tek şeyi yaptım. Kâğıdı çıkarttım ve olanları anlamam için yardımcı olabilecek tek ipucuna dikkatlice baktım.

Bir kez daha hayal kırıklığına uğramıştım. Elimdeki kâğıt hiç anlamadığım bir dil de değil alfabe ile yazılmıştı. Sıkıntı ile başımı kaldırdım ve etrafıma bakındım. Hiçbir değişiklik yoktu. Bu kadar garip olaydan sonra bunu beklerdim doğrusu. Ne yapacağımı şaşırmış bir şekilde tekrar kâğıda baktım belki uğraşırsam bir şey çıkarırım diye. O da ne kâğıtta yazanlar türkçe olmuştu.

Hatırladığım kadarıyla şöyle yazıyordu

Yalnızlık odasını geçmeyi başarmış, kendini gariban addeden sayın yolcu; Sakın kendini talihsiz biri olarak görme. Burada yaşayacakların seni dünyadaki sayılı insanlardan biri yapacaktır. Sana duygularını yönetme imkanı tanıyacaktır. Hatta üst kata çıkarsan hayal edemeyeceğin bir seviyeye ulaşacaksın. Nasıl olacağını sana anlatamam yaşayarak öğreneceksin bunları.

Eminim ki dahaa kağıda bakmadan kapıyı açıp kaçmayı denedin, ya da bu kağıdı okur okumaz yazanları düşünmeden kaçmayı deneyeceksin. Boşuna deneme! Şu anda kapı senin ilminin yetişmeyeceği şekillerde üst üste kilitlenmiştir. Ancak sen bu kattaki odaların hepsine girip  başarıyla çıktığında açılacaktır.

Yazı burada bitmiyordu ancak devamı o anlamadığım alfabe ile devam ediyordu. Daha önceki tecrübemden olacak tekrar tekrar kâğıda bakıyordum, kâğıdı katlayıp açıyordum. Hatta bir ara açıl susam açıl bile dedim yanlış hatırlamıyorsam. Hiçbir şey olmadı, çabalarım meyvesiz kalmıştı. Az önce sihirli bir şekilde değişen kâğıt, şu an sadece üzerinde yazılar bulunan buruşuk eski bir kâğıttı. Aklıma yapacak başka bir şey gelmediğinden(ki gelse onu yapardım) ikinci odaya adımımı attım…

Korku Odası

Bu oda tek penceresi bulunan boş bir odaydı. Az önce içeri giren yaşlı teyzedense en küçük bir iz bulunmuyordu. Şaşırmadım, bu tarz olaylar artık bende şaşırtıcı değildi. Bu odada diğerindeki gibi nasıl geldiğimi de unutmamıştım. Pencereye baktım. Dışarısı karanlıktı, hem de öyle bir karanlık ki içine gireni yutup sindirecek tipte bir karanlık. “ Ne kadar da çabuk gece olmuş ben geldiğimde daha öğlendi. Yoksa değil miydi? Offf neyse” diye düşünüverdim. Artık kendi hafızama da güvenemiyordum. Ben böyle etrafımla oyalanırken ışıklar sönüverdi, ışıkları takiben hislerimde. İçimdeki bu fetret devrini yıkılması normalde beni koruması gereken korku hissimin bana taarruz bayrağını çekmesiyle gerçekleşti.

Bu nasıl bir korkuydu Allah’ım? Sanki tüm korku filmleri, cin peri masalları karargâhlarını bu odada kurmuşlardı. Bildiklerimin hepsi, bilmediklerim de dahil her türlü korku materyali beynime hücum ediyordu. Sadece bununla da kalmadı. Yerler gıcırdamaya başladı bir yerden sonra. Ardından omzumda bir el hissettim. Arkama döndüğümde hiç kimse yoktu. Ardından bir şimşek çaktı. Oluşturduğu ışık bir çocuğun en kötü kâbuslarını duvara kazıyıverdi.

Bir kenara çöktüm ve dizlerimi karnıma kadar çektim. Ama korku yakamı bırakmıyordu. Bir vakit geliyor eli bıçaklı, üzerinden kanlar akan bir katili diğer köşeden bana geliyormuş gibi görüyor, başka bir vakit üzerimden bir hayalet geçtiğine yemin edebiliyordum. Gözlerimi kapatsam sevdiklerimi birer birer kaybettiğimi görüyor, gözlerimi açsam büyük bir örümceği üzerimde yürür buluyordum.

Ellerim kollarım tutmaz haldeydiler. Şelalenin yatağına yapışmış bir ot gibi bunca karmaşanın ortasında titriyor hatta sallanıyor ancak yerimden kıpırdamıyordum. Tekrar tekrar kendimi çimdiklemeye başladım bir umutla. Hiçbir işe yaramıyordu, uyanamıyordum. Ya bunlar bir rüya degilse diye korkuyordum.

Küçüklükten beri korktuğumda yaptıklarımı yapmaya başladım. Önce derin bir euzu besmele çekmeye çalıştım. Çalıştım diyorum çünkü bu sefer ağzımdan ses çıkmıyordu. Kımıldayamıyordum da. Dışarıdan yapamadığım için içimden defalarca felak nas okuyordum. En sonunda kendimi zorlayarak bağırırcasına bir euzu besmele çektim.

Ağzımdan sesin çıkması ile küçücük odada minyatür bir hortum oluştu. Ben de bu hortumun içindeydim ve sürekli sağa, sola savruluyordum. Tutunacak bir yer aradım ama boş bir odada ne bulabilirdim ki? Öyle bir an geldi ki açık olan gözlerimi bir daha açtım. Rüyaymış diye rahatlayıp sevinirken bir el omzuma dokunuverdi. Panikle arkama döndüğümde yaşlı teyzeyi gördüm. Hislerim geri gelmesine seviniyor ama olanların bir rüya olmamasına için için üzülüyordum.

Yaşlı teyzenin bana bir su bardağı uzattığını fark ettim sonra. “İç yavrum” dedi. Ama artık ben bunlara kanarmıydım kim bilir yine ne oyun vardı bu işte. Sinirle bardağa vurdum. Vurmamla bardakla birlikte teyzeye karşı beslediğim hüsn-ü zan da unufak olmuştu. Ayağa kalktım ve teyzeye bir daha bakmadan cebimdeki kâğıdı çıkardım belki yeni yazılar vardır diyerekten. Evet, yanılmamıştım bir cümle daha bana gülümsüyordu:

Ey yolcu evin hanımının sana ikram ettiği suyu iç, yolun daha uzun ihtiyacın olacak.

Devam Edecek…

Absürt Hisler Konağı III

Kağıttaki yazıyı okumamla yaşlı teyzeye olan hüsn-ü zannımın yanında bu sefer ümitlerim de paramparça olmuştu. Üzerime bir daha güneş doğmayacak sonsuza kadar burada kalacakmışım gibi hissediyordum. Nasıl öyle hissetmeyeyim ki sürekli bana söyleneni yapmış, istemeden de olsa son isteneni yapmamıştım ve artık yapamayacaktım. Düz bir çizgi eğilirse sonradan güzel olamazdı baştan öyle olmalııydı. Ben de uymayacaksam söylenenlere baştan uymamalıydım. O kağıdı yırtmalıydım mesela, çıkmak için başka bir yol aramalıydım

Kara düşünceler yorgan olmuş etrafımı sarıyordu. Elimde kağıt gözlerim üzerinde pişiyordu. Ancak uzun bir aralıktan sonra birinin bana seslendiğini farkedebildim: “yavrum … yavrum”. Kafamı kaldırıp bakabilme cesaretini topladım. Teyze bana gülümsüyordu, elindeki su bardağı da.

Bardağı teyzenin elinden hemen kaptım. Kendisini azad eden efendisine karşı aşırı bir minnet içinde bulunan köleler gibiydim. Teyzenin eli şeker olmuştu öpüp duruyordum onu. Kendime gelince teyzenin elinden kaptığım suyu ab-ı hayat telakki edip öyle bir şevkle hızla içtim.

Gözlerimi açtığımda etrafta kimseler yoktu. Bir bardaktan su mu içmiştim ne en son hatırladığım oydu. Su ilaçlı olmalıydı. Bu kadar heyecanın içinde kim böyle bir şey olacağını beklerdi ki. Hazine aramaya giderken başına saksı düşen adam ne kadar bunu bekliyorsa ben de ilaçlı bir suyu o kadar bekliyordum. Çok da sinirlenmemiştim ama. Çünkü bu uyku ilk iki odanın üzerimdeki yıpratıcı etkisiyle birlikte onların yanında önemsiz kalan yorgunluğumu da gidermişti.

Bende alışkanlık olmaya başladığı üzere elime kağıdı alıp baktım. Bu sefer beni ne sürprizler bekliyor diye merak ederek. İşte böyle insanın başına gelen olayları karşılamaları evrelidir. İlk iki evre olan şaşkınlık ve sinirlilik geçmişti. Macera evresine gelmiştim.

Ey yolcu uykunu aldığına göre son odaya hazırsın demektir. Ancak seni uyarıyorum bu son odanın ilk iki odaya göre geçmesi daha zordur. Niceleri bu odada çıldırmış herşeyi boşuna bir hale getirmişlerdir.

Bu odayı bu kadar zor yapan diğer odalardan çıkmak isterken bu odada kalmak istemen olacaktır. Ancak o odadan çıkarsan başarılı olabilirsin.

Kağıdı okuduğumda içimi bir merak sarmıştı. Neden bu odalardan herhangi birinde kalmak isteyebilirdim ki. Dışarıda bir hayatım vardı ve ben bunu sürdürmek konusunda son derece kararlıydım. Kendimden de iyice emin olduktan sonra biraz mecburiyetin ama ondan öte merak hissinin prangaları altında son odaya girdim

Aşk Odası

Tüm diğer odalar gibi bu da boş ve basit bir odaydı. Aralarında bir ciddi fark da vardı. Ortada bir ayna boş bir arazideki mezar taşı gibi dikilmiş orada öylece duruyordu. Bu muydu şimdi girip de çıkmak istemiyeceğim oda!

Daha iyi görüp incelemek amacıyla aynaya biraz daha yaklaştım. Son derece kaliteli görünen ahşap bir çerçeveye sahipti bu ayna. Çerçevenin üzerinde gül şeklinde işlemeler vardı. Bir de aynanın aynalığına bakmak lazımdı. Ayna gördüğünüz zaman kendinize bakarsınız aynadan. Ben de öyle yaptım. Ancak karşımdaki ben değil bana gülümseyen bir çift gözdü.

Nasıl olabilirdi bu. Hiç kimseye açıklamadığım, kendi nezdimde bile inkar ettiğim biricik sevdiğim bana bakıyordu.Yıllardır uzaktan seyrettiğim, arzuladığım kişi. İşte şu an bana bakıyor, bakışlarıyla kalbimi deliyordu. Gülüşü salıncak oluyor beni sallıyordu. Saçları halat olmuş olduğum yere beni perçinliyordu.

Yavaşça, onu kaçırmaktan korkarak aynanın karşısında bağdaş kurdum. Sevdiğim de karşımda dizüztü oturup karşılık verdi buna. Birbirimizi seyrediyorduk sadece. Elimi uzattım ona gidebildiği kadar elim yaklaşsın istiyordum. Aynanın camı izin vermemişti ona ulaşmama. Neyseki o da pamuk şekerden yapılma elleriyle benim ellerimin olduğu yere uzattı elini.

Herşey yine de çok güzeldi. Ama bülbüle gülü seyretmek kafi mi? Değil. Ben de o an aynı durumdaydım. Diken bülbül için neyse aradaki cam da benim için öyleydi. Seyreylemeye mecbur öylece oturuyordum. Başımı kıpırdatamıyordum. Bakışlarımı alamıyordum. Buraya neden gelmiştim onu da hatırlamıyordum. Sevgilimi görmek için olsa gerekti. Başka bir nedenle ise de önemi yoktu artık.

Sevgilimin nerede yaşadığını öğrenmek fikri gelişti bir süre sonra. Bu nedenle aynada görünen şekliyle etrafına bakmaya çalıştım. O an büyük bir şaşkınlığa uğramıştım. Burası benim çevremdi, hatta hemen arkada duran kişi de bendim. Bu abes durum kısa bir süre ilgimi çeksede, sevdiğime bakmaktan ve onu hayallerime doldurmaktan kısa bir süre uzaklaştırabildi beni.

Ne kadar olduğunu bilmediğim bir süre daha öylece oturup izledim onu orada. Gözlerin kıymetinin sevdiğini görmekle anlaşıldığını bildim. Artık konuşmanın zamanı geldi diye ağzımı açtım orada. Ona en güzel methiyeleri, aşk şiirlerini dizmek istiyordum. Sonuç nafileydi. Ağzımdan değil şiir harf bile çıkmıyordu. Anlaşılan üzerimdeki aşk büyüsü hala etkisini sürdürüyordu. Dilimden bile sakınıyordum onu.Dilimle söyleyemediğm methiyeleri hayalimde sunmaya başladım ona. Karşımdaki dilber de beni anlamış gibi başını sallıyor ve utangaç bir şekilde gülüyordu.

Sonunda kendimden geçtim ve ona ulaşmak arzusuyla hızla aynaya çarptım. Ayna gözlerimin önünde bir anda parçalandı. Kalbim de enkazın altında kalmıştı. Hemen yerdeki parçaları birleştirmeye çalıştım. Bir deli gibi hızla yerdeki cam parçaları elimi keserken ben onları toparlıyordum. Aklıma o an telefonumdaki bir resmi geldi gül tanesinin. Hemen açıp ona baktım.

Bir şaşkınlık darbesi daha almıştım. Bu uzun süredir baktığım kişi değildi. Bu kadar sevgiye layık değildi o. Kalbim bir aşk şelalesi olmuş akarken alttaki nehir yatağını sevmiyordu. Bu yatak onun değildi genişlemeliydi. Bu şaşkınlık ve çaresizlik içinde ayağa kalktım ve gözlerimi kapattım. Çözüm karşımdaydı. Şelalenin suyunu yanında damla kaldığı okyanusa boşalttım.

Etrafıma bakındım ve yaşlı teysenin beni izlediğini farkettim. Benim de ona baktığımı farkedince önce odadan çıktı. Sonra evin kapısını açıp evden. Evet kapı açılmıştı artık. Mapusluk dönemi sona ermişti. Seçimlerimde, yapacaklarımda hürdüm.

Tam kapıdan çıkıyordum ki son kez kağıda bakmak arzusu gelişti bende. Şüpheyle ancak ne çıkacağını o kadar da önemsemez bir halde kağıdı cebimden çıkardım ve gözlerimi kağıdın emrine amade kıldım.

Ey yolcu bu katı bitirdin. Tebrik ederim artık büyük ölçüde hislerine hakimsin. Absürt hisler konağında bir gün konaklamanın sana getirileri pek çok olacaktır.

Gitmekte hür olmana rağmen evin işlevi senin için bitmemiştir. Asıl kıymetli olan yolculuk üst kattadır. Ancak üst kata çıkmak için arkanda bırakman gerekenler vardır. Bunlar seni dünyaya bağlayan tüm maddiyatındır. Yani eşyaların, dünyan ve hatta kendi bedenin.

Eğer bu ev sayesinde yeterli düzeye geldiysen üst kata çıkman zaten kaçınılmazdır. Yalnızlık odası ruh yalnızlığını aşmayı, korku odası farklı alemlere ve bedenini bırakmaya karşı korkularını yenmeyi, aşk odası ise dünyana ve içinde yaşattığın insanlara olan sevgini yönlendirmeyi öğretmiştir sana.

Eğer odaya girmemeyi seçersen bu senin bileceğin iştir. Kendini hazır hissettiğin her an gelip girebilirsin bu durumda. Karar sana kalmış.

İşte bu şekilde gerçekleşti herşey. Başımdan geçenler aşağı yukarı böyle. Anlayabileceğiniz üzere sizlere bunları anlatabiliyorsam oradan çıkıp gitmeyi seçtiğimden. Ancak başta da dediğim gibi bu anı beynimi iyice kemirmekte.

Bu yazı sizlere bir nevi vedadır. Absürt hisler konağının ikinci katına çıkmaya giderken sizlere kendimden bıraktığım bir hatıra…